Connect with us

MEHMET YAYLIOĞLU

VATANDAŞA BALANS ÇEKİLMEZ, SANDIĞIN ÖNÜNDE DURULMAZ, MİLLETE RAĞMEN İŞ OLMAZ

Son zamanlarda Türkiye, demokrasi ve insan hakları performansı uluslararası platformlarda, özellikle Avrupa mekanında sert bir biçimde eleştirilmeye başlandı. Aslında bu ilk kez olmuyor. 1990’lı yılları hatırlayalım: Bu yıllarda yayımlanan raporlara, hazırlanan endekslere göz attığımızda, Türkiye’nin, insan hakları ihlallerinin yoğun biçimde yaşandığı bazı Latin Amerika, Afrika ve Asya ülkeleriyle aynı kategoride değerlendirildiğini görürüz.

Bu tablo 1999 Helsinki Zirvesi’nden, yani Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakereleri için masaya oturmasından sonra değişmeye başladı. Bir yandan Anayasa (2001, 2004 değişiklikleri gibi) ve ilgili mevzuatta (AB’ye uyum yasaları) önemli değişiklikler yapılırken, diğer yandan uygulamada insan hakları ihlallerini önlemek için bir takım tedbirler alındı. Bu olumlu gelişmeler Türkiye’nin demokrasi karnesine de yansıdı; Türkiye aşama aşama uluslararası endekslerde bir üst sıraya çıktı.

Tüm bu süreçte Anayasa Mahkemesi (AYM) önemli bir işlev üstlendi. Birincisi, AYM anayasa hükümlerini özgürlük-temelli bir yaklaşımla yorumlamaya gayret etti. İkincisi, AYM kararlarında, uluslararası insan hakları sözleşmelerine, özellikle “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”ne (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına atıf yaparak, Türk Hukuk Sistemi’ni uluslararası insan hakları hukukuna açtı. Türk Hukuk Sistemi ile uluslararası insan hakları normları arasında kurulan bu bağ, Türkiye’nin uluslararası alanda kredibilitesinin yükselmesine de katkıda bulundu.

Demokrasi ve insan hakları konusunda altın çağını yaşayan Türkiye Cumhuriyeti, hızla yüzünü batıya doğru çevirmeye başlamıştı. Ahmet Davutoğlu dönemine gelinene kadar, bazı ciddi aksaklıklar olsa da hani derler ya “kör-topal” bir halde üst sıralara tırmanışımız sürdü.

Ne olduysa o arada bir şeyler oldu ki bir anda “dış güçler” lafıyla desteklenen saçma olaylar ortaya çıkmaya başladı. Türkiye, yakın komşusu Rusya’ya ait bir savaş uçağını düşürdü. Taraflardan çok sert açıklamalar geldi. Adeta savaş borazanları öter olmuştu.

Bu tarihten sonra Türk Demokrasisi algısı da çok bozguna uğramıştı. Yapılan seçimlerden sonraki açıklamalar demokrasi adına utanç verici düzeye taşınmıştı. “Atı alan Üskudarı geçti” söylemini dillendirmek suretiyle Türk Demokrasisi’nin “bozuk” algısına adeta destek sunması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kariyerindeki kötü noktalar arasında yerini almıştı. Demokrasi yerini bulmuş olsa da, hile hurda yapılmamış da olsa bu açıklama yanlıştı.

24 Haziran 2018 seçiminin ardından millettin verdiği yetkiyle yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın önünde çok ciddi bir sınav daha vardı. 2019 yerel seçimlerinden söz ediyorum. Partisinin kan kaybettiğini bizzat kendisi de çok iyi bildiği için kısa sürede miting üstüne miting yaptı. İşi kurtarmaya çalışsa da bunu başaramadı. Çünkü vatandaşla arasına giren AK Parti içindeki AKP’liler, “Reis”e olan biteni sağlıklı bir şekilde açıklamıyorlardı.

2019 seçiminden İstanbul ve Ankara gibi iki büyük kalesinin düşmesi sonucuyla çıkan Erdoğan, vereceği kararla aslında hem kendi kariyerindeki durumu kurtaracak hem de Türk Demokrasisi’nin yeniden güçlenmesi adına adım atacaktı.

Seçim gecesi Ankara’daki balkon konuşmasında yanına sadece eşi Emine hanımı alan Erdoğan, partisine çok sert mesaj verirken, İstanbul’u kaybettiğini de söylüyordu. Konuşmasını dikkatle dinleyenler bunu anlayabilmişti. Erdoğan, 17 günlük süreçte YSK ve diğer unsurları hiç rahatsız etmedi. Çırpınıp duranlar, Erdoğan’a şirin görünmeye çalışan alt tabakaydı. O, durumu sessizce izledi.

Ve bu akşam 18.00 itibariyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı mazbatası CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’na verildi. Sandıklar defaten sayıldı, geçersiz oylar incelendi, hatalar düzeltildi. Artık işi uzatmanın da âlemi yoktu hani, kabak tadı vermeye başlamıştı. Türk Demokrasisi’ne derin bir nefes aldıran mazbata olayı, Erdoğan’ın demokrasi sınavını sorunsuz bir şekilde atlatmasına sebep oldu.

Bu saatten sonra Türk Demokrasisi rayına oturmuştur. Yüksek hızla giden bir tren gibi, demokrasi trenimiz de tıkır tıkır işleyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerçekten büyük bir devlettir. Türk Milleti de büyüktür, verdiği kararlarla kendi demokrasisine kendi ayar verir. Verdiği oylar ile istediği mesajı verir. Sandığın önüne dikilmek isteyen Ali İhsan Yavuz gibi tipleri kâle bile almaz bu millet. Lafın özü şu; millete rağmen iş olmaz…

Sevgiyle kalın…

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti

DEVAMINI OKU

Facebook

Öne çıkanlar