Connect with us

YAZILAR

KÜTAHYALI SUN’ULLAH GAYBÎ EFENDİ KİMDİR?

Bu soruya cevap verebilecek en son kişi benim aslında. Ancak, Kütahya’nın değerlerini kaleme alıp anlatmak vazifemiz olduğundan dolayı, zaman zaman bu türlü yazıları da siz değerli okuyucularıma aktarmaya çalışıyorum. Umarız, haddi aşmadan, Hazreti Gaybî’yi çok kısa da olsa, size arz edebiliriz.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın TDV’ye yaptırdığı İslâm Ansiklopedisi’nde Bilal Kemikli’nin kaleme aldığı bölümden de alıntılar yapmamız iktiza etmektedir. Kemikli, Gaybî sultanı akademik bir dille şöyle anlatmış:

“Kütahya’da doğdu. Sohbetnâme adlı eserinde 1059’da (1649) İstanbul’a giderek Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi’ye intisap ettiğini belirtir. Bu sırada yirmi-yirmi beş yaşlarında olabileceği düşüncesinden hareketle 1034-1039 (1624-1629) yılları arasında doğduğu söylenebilir. Babası Kütahya’da müftülük yapan ve Müftî Derviş diye tanınan Ahmed Efendi, Elmalılı Sinân-ı Ümmî’nin halifesidir. Dedesi Şeyh Beşir Efendi, Çavdar Şeyhi lakabıyla tanınır. Sünbüliyye tarikatının Pîri Sünbül Sinan’ın halifesi olan büyük dedesi Kalburcu Şeyhi Pîr Ahmed’in Burhânü’l-elhân fî hükmi’t-tegannî ve’d-deverân adlı bir risâlesi bulunmaktadır. Sohbetnâme’deki bir ifadeden Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi’nin Sun‘ullah’ın babasını tanıdığı anlaşılmaktadır. Tahsilini muhtemelen çocukluk ve gençlik dönemlerini geçirdiği Kütahya’da yapan Sun‘ullah Gaybî, İstanbul’a babasının tavsiyesi üzerine İbrâhim Efendi’ye intisap etmek için gitmiş olmalıdır. Bîatnâme, Rûhu’l-hakîka, Risâle-i Esmâ ve Mekârimü’l-Ahlâk gibi risâlelerinde dinî ilimlere dair önemli eserleri kaynak olarak kullanması onun iyi bir eğitim aldığını göstermektedir.

İbrâhim Efendi’nin 1065’te (1655) vefatından sonra Kütahya’ya dönerek Bayramî-Melâmî (Hamzavî) çizgide eserler telif eden Sun‘ullah Gaybî’nin 1076’da (1665) tekrar İstanbul’a gidip bir süre kaldığı, bu dönemde Yâr Ali b. Siyâvuş’un Farsça Maḳāṣıdü’l-ʿayniyye adlı eserini tercüme ettiği belirtilir (Uzunçarşılı, s. 235). Ancak kendisi eserlerinde İstanbul’a gittiğinden bahsetmemektedir. Adı geçen eserin tercümesi (Makāsıd-ı Envâr-ı Gaybiyye, İÜ Ktp., TY, nr. 2233) Abdülmecid Sivâsî’ye aittir. Gaybî’nin ölüm tarihi belli değildir. Son eseri Risâle-i Esmâ’yı 1087’de (1676) yazmış olduğuna göre bu tarihten sonra vefat etmiş olmalıdır. Kütahya Musallâ Kabristanı’nda bulunan türbesi şehrin önemli ziyaretgâhlarındandır.

Sun‘ullah Gaybî, eserlerinde mensup olduğu iki ayrı tarikatın silsilesini kaydeder. Buna göre Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi yoluyla Bayramî-Melâmî, Kütahya’daki Balıklı Tekkesi’nin kurucusu ve babasının pîrdaşı Muslihuddin Efendi yoluyla Halvetî tarikatına mensuptur.

Sun‘ullah Gaybî, Türk tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden biridir. M. Fuad Köprülü onu Yûnus Emre takipçileri arasında sayar. Gaybî çoğunluğunu aruz, bir kısmını hece vezniyle yazdığı şiirlerinde tecelli, devir nazariyesi ve insân-ı kâmil düşüncesi gibi tasavvufun temel konularını işlemiştir. Risâle-i Halvetiyye ve Bayramiyye’nin giriş cümlelerinden Kütahya’da mülhidlik ve zındıklıkla itham edildiği anlaşılan Sun‘ullah Gaybî, hayatının sonlarına doğru yazdığı bazı risâleleri bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için kaleme almıştır. Devir nazariyesini anlattığı doksan dokuz beyitlik “Keşfü’l-gıtâ” manzumesi tasavvufî çevrelerde çok tanınmıştır.”

Yukarıda yaptığım alıntı, ilk olarak 2009 senesinde İstanbul’da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 532-533 numaralı sayfalarda yer almıştır. Yazının tamamını bu kaynaktan okuyabilirsiniz.

Gaybî Efendi için “Gerçek bir gönül eri” diye duyarız büyüklerimizden. Yazdığı eserlerden yola çıkarak, Gaybî Sultan ile tanışma imkânımız var. Gaybî Sultan ölmedi, halen yaşıyor. Eserlerinde de bunu rahatlıkla görebiliriz. Yunus Emre’nin de ifadesindeki gibi:

Ten fanidir, can ölmez, çün gitti geri gelmez,

Ölür ise ten ölür, can ölesi değil.

Sevgiyle kalın…

Tâc, marifet tâcıdır,

Sanma gayrı tâc ola.

Taklit ile tok olan,

Hakikatte aç ola.

 

Bir ağaçtır bu âlem,

Meyvesi olmuş Âdem,

Maksûd olan meyvedir,

Sanma ki ağaç ola.

 

Düşe düşüp aldanma,

Kendin hayrete salma,

Hakk’tan gayrı ne vardır?

Tabire muhtaç ola.

 

Bu Âdem meyvesinin,

Çekirdeği sözüdür.

Sözsüz bu Âdem ve âlem,

Bir anda târâc ola.

 

Sana âlem görünen,

Hakîkâtte Allah’tır.

Allah birdir, vallahi,

Sanma ki birkaç ola.

 

Bu sözlerin meâli,

Kişi kendin bilmektir.

Kişi kendin bilene,

Hikikât mi’rac ola.

 

Hakk denilen özündür,

Özündeki sözündür,

Gaybî, özün bilene,

Rûbûbiyyet tâc ola.

KÜTAHYALI SUN’ULLAH GAYBÎ HZ.(K.S.)

DEVAMINI OKU

Facebook

Öne çıkanlar