Connect with us

HABERLER

JAPONLAR ÇOCUKLARINA HİROŞİMA VE NAGAZAKİ’Yİ ANLATIYOR, BİZ DUMLUPINAR’I VE ÇANAKKALE’Yİ ANLATMAYACAK MIYIZ?

Japon uzmanlar şöyle diyordu: “Sizin gençlerinizde milli şuur yok!” Mehmet Yaylıoğlu kaleme aldı…

Bursa Belediye Başkanı Alinur Aktaş, 30 Ağustos’u hedef alan bir konuşma yaptı geçenlerde. Ülke genelinde büyük eleştirilere neden olan bu konuşmasını haber olarak da verdik. “Halkın tamamını ilgilendiren bir bayram değil” diyen Bursa Büyükşehir’in küçük düşünceli başkanına ve hepimize ithafen bir yazı kaleme almak istedim. Umarım sürçülisan etmeyiz…

1984 yılı. Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanlık makamında rahmetli Turgut Özal var. Aynı dönemin Milli Eğitim Bakanı ise Vehbi Dinçerler. Ülkesinin geleceği adına çözüm yolları araştıran Turgut Özal, eğitim konusunda da Japon pedagoglara bir araştırma yaptırmak ister ve Türkiye’ye davet eder. Eğitim konusunda uzman bu heyet, Türk gençleri hakkında araştırma yapmak üzere ülkemize gelirler. Bir süre ülkemizin değişik yerlerinde görüşmelerde ve temaslarda bulunurlar. En nihayetinde araştırmalarının sonuçlarını açıklamak üzere dönemin başbakanı Turgut Özal’la görüşmek için gelirler. Milli Eğitim Bakanı da bu sırada orada bulunmaktadır. Heyetin vardığı netice gayet açık ve kısadır.

-Sizin gençlerinizde millî şuur yok!

Yöneticiler aldıkları bu üzücü cevap karşısında hayretler içerisinde kalır ve hemen sorarlar.

-Peki, siz Japon gençlerine millî şuur verme adına neler yapıyorsunuz?

“Biz” diyor, Japon eğitimci, “Okula başlayacak olan çocuklarımıza bir program uygularız. Önce onları en gelişmiş fabrikalarımıza götürür, robotların yaptığı makineleri gösteririz. Makine yapan makineler karşısında hayret ve hayranlık içinde kalır masum yürekleri. Anlayacakları bir dille, orada yapılanları açıklarız. Bu fabrikaların sadece Japonya’da yapılabildiğini, başka milletlerin bunu başaramadıklarını, okul öncesi çocuklarımıza anlatırız. O küçücük çocuklar, duyduklarına hem şaşırırlar, hem de çok mutlu olurlar. Bu geziler tamamlanır.

Çocuklar, saatte 250-300 km sürat yapan trenlere bindirilir. Bu araçların da sadece Japonlar tarafından yapılabildiği vurgulanır. Eğer kendileri de iyi ve düzenli çalışırlar ve Japon olduklarını unutmazlarsa, bunların daha lüks ve daha süratli olanlarını yapabileceklerdir.

Bu geziler zinciri, onlara Japon olmanın ne kadar önemli bir şans olduğunu kabul ettirir. Sonunda yolları, Nagazaki ve Hiroşima’ya düşürülür.

Orada, Japonların İkinci Dünya Savaşı sırasında başlarına gelen felaket anlatılır. “Bu çalışkan milletin düşmanları da vardır. Eğer daha çok ve daha dikkatli çalışmazlar ve iyi Japon olmazlarsa, kendilerinin de başına, bu bombaların daha beteri atılabilir. Çünkü eski düşmanlıklar, bütünüyle bitmiş değildir.”

Çocuklar, atom bombası atılmış şehirlerde yaşanan apacı hatıralarla sarsılırlar. Zira atom bombasından geriye, sadece on binlerce ölü, yaralı ve ot bile bitmeyen topraklar kalmıştır. Bu dehşetli gerçek, onları derinden derine etkiler.

Okul hayatında da, bu bilgi ve bilinç çerçevesi etkili bir biçimde genişletilir. Dolayısıyla bu gençlerin Japon olmaktan başka çareleri kalmaz.”

Japon eğitimci, atom bombası şerrinden, başarı sonucu çıkaran uygulamayı anlatırken, bizim etkili ve yetkili bir eğitimcimiz ağzından şu cümleyi kaçırıveriyor:

“-Keşke bizim de bir Hiroşima’mız, bir Nagazaki’miz olsaymış…”

Japon’un verdiği cevap çok ibretlidir ve bizim eğitimsiz eğitimcimizi kızartacak cinstendir:

“-Bildiğim kadarıyla, sizin yüz Hiroşima ve Nagazaki’den çok daha değerli bir yeriniz vardır.”

“-Neresidir Efendim?”

“-Siz oraya Çanakkale dersiniz. Eğer siz, Çanakkale’de dedelerinizin yaşadıklarını, çocuklarınıza tam manasıyla anlatabilseniz, sizin çocuklarınız da, milli ve manevi şuuru içinde yetişmekten başka yol aramazlar.”

Japonlar ve Türk siyasetçilerinin görüşmesi bu kadardır. Merhum Özal bu olaydan fevkalade etkilenmiş ve “bir şeyler yapalım Vehbi Bey” diye zamanın Milli Eğitim Bakanı Dinçerler’e seslenmiştir.

Evet, bizim Çanakkale ve Dumlupınar gibi çok büyük mirasımız var. Biz neden bu büyük savaşları ve sonuçlarını okul öncesinden başlamak kaydıyla çocuklarımıza anlatmayız? Milli bir şuur neden aşılamayız? Söz sırası geldiğinde en büyük milli şuur bizde olur da sıra icraata gelince Alinur Aktaş gibi adamlar ortaya çıkıp “30 Ağustos halkın tamamını ilgilendiren bir bayram değil” der?

Yediğimiz tokatlardan ders çıkartmaz ve halen geri kafalı gibi düşünürsek, Ortadoğu bataklığında batmaya devam ederiz.

Gelin artık şu Milli Şuur konusuna hep beraber omuz verelim.

Sevgiyle kalın…

DEVAMINI OKU
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Öne çıkanlar