fbpx

Evliya Çelebi’nin gözüyle Kütahya

Bu makale Prof. Dr. Kadir Güler tarafından 14.01.2018 tarihinde kaleme alınmıştır.

15 dakikada okunabilir

Giriş

Tarih boyunca bazı yerleşim birimlerinin nüfus, coğrafi özellikler, ekonomik değerler, dini inançlar ve benzeri unsurlar sebebiyle bulunduğu bölgenin kaderini etkilediği ve yönlendirdiği görülmektedir. Bu özelliklerin kendine tanıdığı imkanları en iyi kullanan yerleşim birimlerinden biri olan Kütahya, M.Ö VII. asra dayanan bir geçmişe ve bu geçmişin yarattığı olağanüstü bir medeniyete ev sahipliği yapmaktadır. Şehrin ismi eski kaynaklarda Kot, Kotiaeion, Kotiaion seklinde geçmektedir. Tarihçi Strabon, Kütahyayı Frigya Epiktetos’un bir şehri olarak zikretmekte ve bu şehrin adının “Kotys’in şehri” manasına gelen KOTIAEON olduğunu belirtmektedir.

Milattan önce VII. asırda Frigya (Phrygie-Frijie) eyaletinin merkezinde yer alan Kütahya-Cotyaeum ismiyle anılmış ve Hammer’e göre Ceramienslerin pazarı denilen bu ovada kurulmuştur.

Bu yörede şehrin Farsça “kısa” anlamına gelen “Kütah” kelimesinden geldiği de söylenmektedir.

Amasyalı Strabon, ünlü masalcı Esope’nin (Ezop) M.Ö altıncı asırda Kütahya’da doğduğunu söylemektedir.

On birinci asra kadar Roma ve Bizans imparatorluğunun yönetiminde olan Kütahya, 1079-1200 yılları arasında Bizans ve Selçuklu arasında birkaç kez el değiştirdikten sonra 1230’lu yıllarda Selçuklu emirlerinden İmadeddin Hezar Dinar tarafından altı mayıs günü fethedilmiştir.

Mustafa Çetin Varlık’a göre Kütahya ve civarı Germiyanlılara Selçuklular tarafından Cimri olayı dolayasıyla yaptıkları hizmete karşılık verilmiştir. Germiyanoğulları -Alişirler- döneminde Kütahya yoğun olarak
Buhara ve Horasan Türk kültürüyle tanışmış ve bu kültürün etkisiyle yoğrulmuştur.

Kütahya, Selçuklular ve Germiyanoğulları zamanında Bati ve İç Anadolu’nun kültür, sanat ve edebiyat merkezi olmuş, başta 1236 tarihli Sadettin Camisi olmak üzere Hıdırlık Mescidi, Yoncalı Camisi ve Hamam, Balıklı Camisi ve Balıklı Tekkesi gibi ilk önemli mimari eserler bu dönemde inşa edilmiştir.

Bu dönemlerde Kütahyayı ziyaret eden Sultan Veled, Kütahya gibi güzel bir şehrin bulunamayacağını, Kütahya’da bir ay bile kalan bir kimsenin hadsiz lezzet alacağını şiir diliyle anlatmış ve “Kütahya gibi bir şehir bulunmaz” diyerek bu güzide şehri övmüştür.

Nabaşed hem-çü Kütahiyye şehri Honek an kes ki der-vey şesti şehri

Kütahya, klasik edebiyatın merkezi olarak kabul edilmektedir. Divan edebiyatının Ahmedi, Ahmed-i Dai, Şeyhoğlu Mustafa ve Şeyhi gibi kuruluş dönemi şairleri 14. ve 15. asırda bu coğrafyadan yetişmiş ve klasik şiirimizin ilk ustaları olmuşlardır. (Dadaş, 2000)

Kütahya, Germiyan konaklarından birini Divan edebiyatının kendine has değerlerine ayırarak Klasik edebiyat müzesi kurmalı, şairler bu konakta eserleriyle yer almalı ve bu değerleri inceleyen bilim insanları bu merkezde yılın bir haftasını Divan edebiyatı haftası olarak değerlendirmelidir.

1429’da Osmanlı’ya katılan Germiyan coğrafyası, sanat ve kültürünü Osmanlı sarayına taşımış, Germiyan sanatı ve kültürü, 17. asra kadar değerini ve önemini muhafaza etmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları II. Bayezit ve II. Selim’in Kütahya’da sancak beyliği yapması, Mevlevilik ve Halvetilik gibi sanata ve sanatçıya değer veren ve ilgi gösteren iki tasavvuf ekolünün bu coğrafyada yaygınlık kazanması şehrin önemini arttırmıştır.

17. asırda bir müddet Kütahya’da da ikamete mecbur kalan Halveti Şeyhi Niyazi-i Misri, gördüğü ilgi ve saygı karşısında “Kütahya ahalisini can u dilden kayırmalı” diyerek Kütahyayı ve Kütahyalı alim ve şairleri
övmüştür.

Tezkirelerden ve diğer kaynaklardan yaptığımız araştırmalara göre Kütahya, bu asırlarda yetiştirdiği yüze yakin sair ve sanatçıyla Osmanlı coğrafyasının şiir, sanat ve bilim alanlarında altıncı edebi kültür merkezi olarak dikkat çekmektedir. (Güler 2010)

Evliya’dan günümüze Kütahya Coğrafyası

Kütahya ve Germiyan medeniyetinin bu toprakların kültürüyle yetiştirdiği ve cihana tanıttığı en önemli sanatçısı Evliya Çelebi’dir.

Kütahya’ya yetiştirdiği şair ve sanatçılar içerisinde eserlerinde en fazla yer veren Evliya Celebi’dir. Bu kadim şehri seyahatnamesinin çeşitli yerlerinde ama daha çok dokuzuncu cildinde detaylı olarak anlatan ve
öven Evliya Celebi “Kütahiyyenün mahbüb ve mahbubesine nihayet yokdur. Onların hakkında kasaid, penç beyit ve şehrengizler etmişlerdir” diyerek Kütahya’ya ait sehrengizlerden ve övgülerden haber vermektedir.
(Uç Dal, 1985)

Seyahatnamede Kütahya’yı incelerken Evliya Çelebi’nin gözüyle isimler ve sınırlar üzerinden Kütahya coğrafyasının ne kadar ve hangi yönlerden değiştiğini açık bir biçimde gözlemledik. Bu değişikliklerden
bazılarını şu yönlerden derecelendireceğiz.

Seyyah-ı Fakih, 25 Mart 1611 yılında doğmuştur. Soyunun Türkistan’a ve Ahmet Yesevi’ye dayandığı, büyük atalarının Buharalı olduğunu yazar. Kütahyayı anlatırken de “Vakıf Anadolu Türkistan vilayetidir” diye bir bilgi verir.

Doğum yeri İstanbul olarak bilinmesine rağmen Kütahya’da İstanbul’da doğduğu kabul görmemekte ve Evliya’nın Kütahya’da doğduğuna inanılmaktadır. Çelebi, konuyla ilgili Firaki’den bahsederken ailesinin Kütahya’dan ayrılış tarihine de açıklık getirmektedir.

“Sultan-ı şu’ara Molla Firaki Efendi bu fakirin akrabalarındandır. Peder merhumun Kütahiyye’de olan hanesinde sakin idi. Hala ol hane Zeregen mahallesinde kabza-i tasarrufumuzdadır.”

Firaki, 1580’li yıllarda vefat ettiğine göre Evliya’nın bu evde doğmadığı, ailesinin İstanbul’a geçmesinden sonra evlerini Firaki’ye bıraktıkları bu evde Firakinin yaşadığı anlaşılmaktadır.

Evliya, Kütahyayı anlatırken, öncelikle Kütahya merkez Paşa sancağı sınırları içerisinde yer alan kasabaları şehre geliş sırasına göre şöyle anlatmaktadır:

Evliya-yi bi-riya, Kütahya’ya 1082/1671 yılında Bursa, İnegöl ve Domaniç üzerinden gelmiştir. Domaniç dağında eşkıya elinden kurtulan Çelebi, Domaniç’ten Çukurca’ya, oradan Selim Baba Köyüne gelir. Evliya
Çelebi Çukurca’dan Harguş’a yani Tavşanlıya geçer.

Tavşanlı’dan Şeyh Ömer-Seyitömer köyüne uğrar. Felendi nehrini takip eder ve iki saat sonra Kütahya’ya varır.

Bir süre Kütahya‘da kalan Çelebi, Kütahya’dan Afyon’a geçerken geçtiği güzergahları da şöyle sıralar.

Kütahya’dan tekrar Felendi ırmağını geçerek kuzeye Yoncalı’ya uğrar. Yoncalı’dan Altıntaş’a varır. Altıntaş’tan Gediz’e ulaşan Çelebi, Şaphane’yi ziyaret eder ve oradan Simav’a geçer. Simav üzerinden Kula’ya doğru yola koyulur.

Bugün bu yollar işlevini kaybetmiştir. Bursa,, Domaniç, Tavşanlı, Kütahya yolu zorunlu durumlar dışında seyahat ve ticaret yolu olarak kullanılmaktadır. Bu yol Evliya yolu olarak turizmde değerlendirilebilir.

Evliya Çelebi, Kütahyayı Germiyan vilayeti ve Anadolu eyaletin merkezi olarak zikreder. Kütahya, Mısır, Budin ve Bağdad’dan sonra önemli dördüncü eyalettir ve on kere yüz bin akçe yani bir milyon akçelik gelire
-has- sahip bir eyalettir.

O devirde bir akçe, yaklaşık 1 gramdan biraz fazla 90 ayar gümüş sikkedir. Bugün 1 gram gümüşün fiyatı 1,50 lira olduğuna göre paşa sancağı olarak merkezin geliri 1.5 milyona -trilyona- yaklaşmaktadır ve bu gelir merkez yönetimin tasarrufunda kullanılmaktadır.

Çelebi, merkezi Kütahya olan Anadolu eyaletini büyük bir eyalet olarak niteler ve sınırları kuzeyde Trabuzan-Trabzon, doğuda Sivas eyaletine, güney doğuda Karamana, batıda ve güneyde ise Bahr-i Rum
dediği Ege ve Akdeniz’e bağlar.

Bugün bu sınırlar iç Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgesini kapsamaktadır ve Buhara, Horasan ve Ahi kültürünün yoğun yaşandığı bir coğrafya olarak dikkat çekmektedir.

Seyyahımız, Anadolu eyaleti olan Kütahya’ya bağlı on dört sancaktan bahseder. Bugün il olarak kabul edeceğimiz bu yapılanmada yer verilen sancaklardan basta merkez Kütahya sancağı olmak üzere Saruhan, Aydın, Kastamonu, Bursa, Bolu, Menteşe, Ankara, Kara-hisar, Teke, Kankırı, Hamid, Sultanönü ve Karesi sancakları yani vilayetleri Kütahya’ya bağlıdır.

Kütahya’da merkeze bağli 24 kadılıktan bahseden Evliya, Paşa Sancağı Kütahya’ya bağlı bu yirmi dört kadılığı şöyle sıralamaktadir:

Amid-Emed-yani Egrigöz, Simav, Gedüs, Selenti, Kula, İnay, Eşme, Küt, Sirke, Çakırca, Gököyük, Denizli, Şeyhli, Baklan, Tazkırı, Soma, Kenger, Uşşak, Banaz, Honaz, Ezine, Çarşamba, Dağardı ve Çal.

Merkeze bağlı bu yirmi dört kazanın dışında yedi nahiyeyi de şöyle sıralamıştır: Altuntaş, Gergiviran, Örencik, Harguş yani Tavsanlı, Gümüş, Emrudlu ve Etraf-şehir.

Evliya Çelebi’nin Kütahya’dan bahsettiği ve bilgi verdiği nahiye ve kasabalardan çoğu il sınırları dışında kalmış, Domaniç, Emet, Tavşanlı, Altıntaş, Şaphane, Gediz ve Simav Kütahya’ya bağlanmıştır.

Evliya‘nın verdiği bu bilgilerden Kütahya il sınırlarının 1670’li yıllardan beri büyük deşiklikler yaşadığı anlaşılmaktadır.

Çelebi’nin Kütahya’nın sınırları ile ilgili verdiği kaynak bilgiler, bize bu toprakların kültürel ve ekonomik gücünün sebeplerini göstermektedir. On yedinci asırda on üç sancak -vilayet- ve yirmi dört kadılık -ilçe-
Kütahya’ya bağlıdır ve bu coğrafyanın geliri Kütahya’da toplanmakta ve refah dağıtımı eyalet merkezi olan Kütahya’dan yapılmaktaadır.

Yukarıda da bahsettiğimiz 1.5 milyar -trilyon- tutarındaki bu gelir, Kütahya’nın önemi ve zenginliğinin nereden kaynaklandığını göstermektedir.

Bugün Kütahya’nın ekonomik açıdan problemli olmasının temel sebeplerinden biri üretimini ve gelir arttırımını sağlayamaması, dolayısıyla refah seviyesini yükseltememesidir.

Evliyayı okuduğumuzda ekonomiyi etkileyen temel sebeplerden birisinin de nüfus olduğu görülmektedir. Evliya, Kütahya’nın nüfusu ile ilgili detaylı bir bilgi vermemekte, sadece mahalle ve hane sayılarından
bahsetmektedir.

Çelebi, Seyahatnamesinde Kütahya’da yedi bin toprak örtülü ev -bunun yetmiş yedisi- saray bulunduğunu yazar. Bu rakamlar doğruysa -bir hanede dört kişinin yaşadığı düşünülürse- merkez nüfus yaklaşık yirmi
sekiz bin olmaktadır ki bu oldukça önemli bir rakamdır. Kütahya’nın paşa sancağı olduğu ve burada alay beyliği bulunduğu düşünülürse nüfus sayısı doğru olarak kabul edilebilir.

İhtifalci Ziya Bey, 1901 tarihli seyahat notlarında Kütahya’nın nüfusu ile bilgi verirken hane sayısını 4412 hane, nüfusunu 7690 erkek -7970 kadın olmak üzere 15.660’ı Müslüman, 2432 erkek ve 2467 kadın
olarak 4899 Rum, 1203 erkek -1346 kadın olmak üzere 2549 Ermeni ve erkek ve kadın 762 Katolik olmak üzere toplam 23.870 olarak yazmaktadır.
(Ziya Bey, 2009)

Karşılaştırmalara bakılınca bu hane ve nüfus sayılarının Kütahya’nın ekonomisine önemli katkı sağladığı anlaşılmakta, hane ve nüfusun arttığı dönemlerde gelirin de arttığı görülmektedir. Germiyanlıların ve Osmanlıların gelirini ve zenginliğini, eğitimli ve vasıflı insan gücünden faydalanarak çoğalttığı görülmektedir.

Kütahya iş gücünü ve üretim açığını ya içerden eğitimli ve vasıflı insan sayısını arttırarak veya taşradaki insan değerini ve onların maddi-manevi gücünü merkeze çekerek artırabilir.

Evliya, paşa sancağı olan Kütahya’nın eğitim kurumları ile ilgili olarak; Mevlevihane, Nalınlı Şeyh, Abdülkadir Gilani, Şeyh Yasin, Hıdırlık ve Ali Bektaşiyan adlı altı tekkeden; Germiyanoğlu, Rüstem Paşa, Monla Vahid Paşa, İshak Fakih, Karagöz Paşa, Şeyh Pasa ve Haliliye adlı yedi medreseden ve yetmiş mektepten bahsederek bilgi vermektedir.

Otuz dört mahallede yedi medrese ve yetmiş mektebin olması eğitime verilen değer açısından önemle dikkat çekmektedir.

Bugün Kütahya merkezde elli dört ilköğretim, yirmi beş lise, bir üniversite olduğu düşünülürse Evliya asrında Kütahya’nın eğitimde kat ettiği yol daha iyi anlaşılabilir.

Evliya’nın kalemiyle Kütahya’nın mahallelerine bakarken önemli kavramlardan birinin de ahiler olduğu görülmektedir. Kütahyan’nın otuz dört mahallesi olduğunu yazan Çelebi, bu mahalleler içerisinde Ahi Er-basan, Ahi Mustafa, Ahi İzzeddin, “Ve Ahi Evran Sultan kendi mahallesinde metfundur” diyerek Ahi Evren mahallesine ve Sultanbağına dikkat çekmektedir.

Bu isimler bize Kütahya’da yoğun bir ahilik geleneği olduğunu göstermektedir. O halde Kütahya, kültürel geleceği açısından Ahilik üzerinde de durmalı, zaten Kütahya‘da var olan ve etkinliklerde bulunan bu mira-simi daha geniş şenliklerle tanıtmalıdır.

Evliya, Kütahya’nın kültürel zenginliklerini anlatırken yemek kültüründen de bilgiler vermektedir. Kütahya’da bağdan ziyade bahçelerin çok olduğunu yazan seyyahımız, yirmi dört çesit armuttan ve yedi çeşit kirazdan bahseder. Çelebi; beyaz, berrak ve leziz ilik gibi olan Kütahiyye paçasının Arab ve Acemde meşhur olduğunu, tandır kebabı ve kirdesinin Bursa ile kıyaslanabilecek kadar güzel olduğunu ifade etmektedir.

Bu yiyecek ve içeceklerin ucuzluğundan memnun olan Evliya, Kütahya’nın has ve beyaz ekmeğinin benzerine sadece Kerkük’te rastladığını ve bu ekmeğin bir kuş gözü akçeye, bir vukiyye- yani okka- sığır etinin ”bir akçeye, bir okka koyun etinin iki akçeye, amma bir okka ciğerin üç akçeye satıldığını belirtir. Evliya, başka bir cümlesinde de ciğeri sadece yukarı kalede oturanların satın alabildiğini belirtir.

Bir vukiyyenin-okkanin-, 1 kilo 282 gram, bir akçenin 1 lira 50 kuruş olduğu göz önüne alındığında bugün için etin kilosu yaklaşık bir buçuk, ciğerin kilosu yaklaşık üç liraya gelmektedir. Bu rakamlar döneme göre ucuz rakamlar olarak görülmekte ve Kütahya’da ciğerin etten daha önemli ve kıymetli olduğu anlaşılmaktadır. Aynı asırda bir koyun 120 akçeye satılmakta, bir kadı 750 akçe, bir müderris 7500 akçe almaktadır.

Bugün Kütahya’nın ana yemek kültürü içerisinde paça, tandır, ciğer ve kirde fazla yer almamaktadır. Et yemekleri, güveç dışında, yerini hamur ve sebze yemeklerine bırakmıştır.

Sonuç

Evliya Çelebi’nin gözüyle Kütahya coğrafyasının bazı bölümlerinin günümüzle kıyasladığımız bu bildiride Çelebi’nin Kütahya’da, programını belirlemiş ve bu işi kendine vazife addetmiş biri olarak bir plan dahi-
linde seyahat ettiği görülmektedir. Seyahatinin anlatım biçimi ve verdiği bilgilerin sıralanışı bu kanaati doğrular niteliktedir.

Evliya Celebi, Kütahyayı anlatırken kendine özgü üslubuyla şehrin Anadolu’da bir Türkistan vilayeti olduğunu, camilerinden medreselerine, türbelerinden hamamlarına her paragrafında hissettirmektedir. Gözlemlerinde özellikle dini ve ekonomik konularda detaylı bilgiler vererek bizi kendi asrına ve o asrın muhayyilesine yönlendirmektedir. Yaklaşık dört yüz yıl İç Anadolu ve Ege bölgesine hükmetmiş ve uzun süre paşa sancaklığında bulunmuş olan bu kadim şehrin bugün bu coğrafyada nüfus, eğitim ve ekonomik olarak eski günlerine dönme imkanı zora girmiş gibi görünmektedir.

Kütahya’nın elinde bu büyük coğrafyanın tarihi, dini ve kültürel alanlarda öncüsü olduğunu gösteren çok sayıda değeri ve özellikle bu değerler içerisinde İç Anadolu ve Ege coğrafyasında yer alan yüzlerce Germi-yan eseri dikkat çekmektedir. Germiyan’dan ve Alişir oğullarından kalan bu eserler Kütahya merkezli olarak öne çıkarılmalıdır.

Kütahya, kültür ve inanç değerleri açısından Germiyan coğrafyası ve bu coğrafyanın yarattığı Buhara ve Horasan kültürünü öne çıkarmalı, bu kültür üzerinden değer oluşturmaya ağırlık vermelidir. Bu değerleri oluşturulurken Germiyan ve Evliya Çelebi kavramlarını ısrarla kullanmalıdır.

Bu bağlamda Evliya Çelebi Enstitüsü ve Evliya Celebi Üniversitesi için vakıflar harekete geçirilebilir. Germiyan ve Evliya kavramları çini ve seramikte özel seri üretimlerle dünyanın her yerine ulaştırılabilir. Böy-lece Kütahya, “Güzelliklerini gizleyen, bin bir kapılı bir şehir”, “derin bir kuyu” ve “bir sır yumağı olmaktan çıkar.

Kütahyayı, kalemiyle ve fırçasıyla güzelleştiren, bu şehrin mümtaz şahsiyetlerinden ressam ve neyzen Ahmet Yakupoğlu, Kütahya ve Evliya Çelebi hakkında şunları söylemektedir:

“Ey garib Kütahya! Senin İstanbul’a bağışladığın bu büyük insan, Türk kültüründe kimselerin yapamadığı çok müstesna bir vazifenin nasıl da hakkından gelmiş… Nasıl unutulmaz bir eser bırakmış…

Ey muhteşem Evliya! Tanpınar senden Mimar Sinan ile beraber bahsetmiştir : “İmparatorluk hudutlarını çizmekte aynı vazifenin değişik yollarında çalışan iki Türk büyüğü. Osmanlı Devletinin uzandığı hudutların serhaddine kadar tapu haritasını meydana getirmiş iki Türk büyüğü. Birincisi 16. asırda abideleriyle, ikincisi de 17. asırda seyahatnamesiyle, en ufak teferruatına kadar bir ayna misali bütün mevzuatlarının içine dalıp aksettirerek verir.

Evliya Çelebi, seyahatine Hz. Peygamberden şefaat ve izin isteyerek başlamıştır diye biliriz. Bu doğrudur ama Evliya Celebi sonuç olarak babasından öğüt ve izin alarak seyahatine başlamıştır.

Son cümlelerimizi Evliya Çelebinin bizzat babasının dilinden “Pendname-i Peder-i Bozorgvar” başlığı altında kaleme aldığı ve kendisine seyahat izni veren babasının nasihatnamesinden seçtiğimiz birkaç özel mısrayla bitirelim:

“Oğul, Adem yoksul olur, besmelesiz ta’am yime; iyi adm keme takma; Komadigin yere el uzatma; da’vetsiz bir yere varma; senden ulular önünde gitme, rıza lokmasına kana’at eyle, Seyahatname namuyla bir tomar te’lif eyle….

Sormağa ey yar, eyleme gel ar
Anla ne kim var, ilm-i tamamı

Farsiyi bilgil, ehlini bulgil
Afsah-ı nas ol, Arab u Acamı

Vakt-i namaz et, Hakka niyaz et
Halla yad et, gözle imamı

Bildiğin öğret, dersini fikr et
Eyleme hic red, has u avamı

İlme haris ol, şuğle enis ol
Ehl-i celis ol, görme melali

Damla be damla, göl olur anla,
Sözümü dinle, temm ü kelamı

KAYNAKÇA

  • ARMAĞAN Kitabı, Atatürk’ün Doğumunun 100. Yılına Armağan, İstanbul 1981
  • EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ, Üç Dal neşriyat, İstanbul 1985
  • EVLİYA ÇELEBI SEYAHATNAMESİ, YKY, 9. Cilt, İstanbul 2005
  • DADAŞ, Cevdet, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kütahya’da Sosyal Hayat, Kütahya Belediyesi Kültür Yayınları, Kütahya 2000
  • DADAŞ CEVDET Kütahyalı Şairler Sempozyumu Bildirileri 1 Kütahya 2001
  • GÜNHAN, Ali, “Kütahya ve Yöresi Folkloründen Damlalar” Kütahya 1996
  • GÖKBİLGİN, Tayyip, Kütahya, IA, M.E.B., C.6, İstanbul 1967
  • GÜLER, Kadir, Kütahya Yazıları, Kütahya 2004
  • –—, Kütahyalı Arifi ve Pesendi, Ankara 2004
  • -—-, Kütahya Şairleri I, Kütahya 2010
  • HORATA Osman, “Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Manzum Kısımlar”;
    Evliya Çelebi ve Seyahatname, (Yayına hazırlayan: Nuran Tezcan ~ Kadir
    Atlansoy), Gazimağusa: Doğu Akdeniz Üniversitesi Yay., 2002,
  • İHTİFALCİ M. ZİYA, Bursa’dan Konya’ya Seyahat, Bursa Valiliği Yay. Bursa 2009
  • İsen, Mustafa “Edebiyat Tarihimizin Kaynaklarından Evliya Celebi Seyahat-
    namesi”, Türkiyat Arş. Ist. 1988
  • KAHRAMAN, Seyit Ali, “Seyahatnamenin Yazılış Hikayesi’, Bilkent-E.Çelebi
    Semp. Bildirileri, İstanbul 2009
  • OKUMUŞ, Ejder, “ Evliya Celebi Kütahya’da” DEUIFD, XXVI/2007, İzmir 2007
    Özon, Mustafa Nihat, Seyahatname Evliya Celebi, İstanbul 2004
    UZUNÇARŞILIOĞLU, İ. Hakki, Kütahya Şehri, İstanbul 1932
  • VARLIK, M. Çetin, Germiyanoğulları Tarihi, Ankara 1974
  • -—, Kütahya’nın Türk Hakimiyetine Girişi, Atatürk U. Fen-Edebiyat Fak.,
    Araştırma Der, say 1-14, Erzurum 1986
  • -—-, XVI. Yüzyılda Osmanlı idari teşkilatında Kütahya, Marmara U., Fen-
    Edebiyat Fak, Türklük Araştırmaları sayı 2 İstanbul 1987
  • -—, Evliya Celebi’ye Göre Kütahya ve Bu Bilgilerin “Arşiv Belgeleri ile
    Karşılaştırılması” Türklük Araştırmaları, İstanbul 1988
  • ‘YAKUPOĞLU, Ahmet, Rengarenk Kütahya, Türk Petrol Vakfı, İstanbul 1991
  • YEDİ İKLİM DERGİSİ KÜTAHYA ÖZEL SAYISI, say 1-68, İstanbul Kasım 1995
  • İZ, Fahir, “Evliya Çelebi ve Seyahatnamesi”, BUD, VII İstanbul 1979


Kadir Güler

Prof. Dr. Kadir Güler, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde Edebiyat alanında öğretim görevlisi. Edebiyat ve Kütahya üzerine yüzlerce makale ve onlarca kitabın yazarıdır. Kütahya Şairleri, Kütahya'nın Sırları, 43. Şehir Kütahya eserlerinden bazılarıdır.

error: Content is protected !!